Fecre Kadar

Adaleti sağlamak cesaret işidir.

Ölsek kıyamet mi kopar ?

Mayıs 15

ADS- Raydan çıktık geliyoruz

“hani şimdi bize
cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
yalnız cumaları
yalnız pazarları..
hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
ışıklı caddelerde mağazaları,
hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
hani şimdi biz haykırırız
cevap:
açılır kara kaplı kitap:
zindan..
kayış kapar kolumuzu
kırılan kemik
kan.
hani şimdi bizim soframıza
haftada bir et gelir.
ve
çocuklarımız işten eve
sapsarı iskelet gelir..

hani şimdi biz..
inanın:
güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler
göre-
-ceğiz.
motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-
-ceğiz….. “

ne güzel söylemiş mavi gözlü dev.
nerden başlasam.. nereden başlasam. 28 aralık 1940.. çıkarılan bir kanunla 500’den fazla çalışanı bulunan kurumların bir spor takımı da kurması gerekliydi. demiryolu işçileri de bunun üzerine bu soylu kavgamızı başlattığında belki de farkında değillerdi. hayır hayır bu sevdanın yüreklere yayılacağının kesinlikle farkında değillerdi.

muharrem gülergin mi desem. neyse sustum.
bekir çınar mı desem. yok yok sustum.

ptt 1. lig’in en çok seyirci ortalamasıyla oynayan takımı. mavi düşlerin lacivert gölgesi. ihanetin başkentinde, bu verimli topraklarda yetişen bir sevda. karşılık beklemeksizin yaşanan bir aşk. aniden bastıran sağanak yağmur altında -şemsiyesiz ve hazırlıksız yakalanmalarına rağmen- ki şemsiyeymiş falan bunlar tribün adamını bozar, hele hele adanalıyı bozar allah bozar. yağmurluk mu? peeh. üstü açık maraton tribününde 90 dakika “beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda” söyleyebilecek, ertesi gün içli içli burnunu çekip, olsun hasta olmamıza değdi ama ne maçtı diyebilecek bir aşkla bağlı taraftarlara sahip. ben değil, kapalı b üst benim yerim yurdum.

şimdi sen, playoff var dediler geldik dedin yine. şimdi sen, “herkes bizden iyi oynayabilir ama kimse bizim kadar inanamaz” dedin yine.
şimdi sen, bunca yıl gözden uzakta ıssızlarda karanlıklarda sevdasını büyüten bu yüreklere yeni bir umut verdin. 17 yıl mı 18 mi oldu sahi kaç oldu? inan gücümüze gitmiyor, yükselme liglerinde kaç kişiye oynuyorsan şimdi onun “biraz” fazlasına oynuyorsun o kadar. süper lige çıksan “biraz” daha fazlasına oynayacaksın. bu birazlar çok da önemli değil aslında.
aslolan, bu verimli toprakların çocuklarının şu süper lig dedikleri naneye taraftar nasıl olunmalı, tribünde teslim olmak yok demesi. sesini tüm türkiye’nin gözlerine duyurması, aslolan bu. başka bir amacımız yok, milyon dolarlara da ihtiyacımız yok. kavgamız süper lig’e tribün kültürü getirmek, yıllardır unutulan futbol romantiklerinin sesini duyurması. karşılıksız sevginin en büyük aşk olduğunu göstermek, inan başka bir amacımız yok.

o yüzden
bizleri anlasana

futbol asla sadece futbol değildir gibi sikko cümleler kurmak istemiyorum. fakat, ne diyeyim mahmut mu diyim. let’s kick racism out of football diyelim bari.

çocuklar inanın.
inanın çocuklar..
güzel günler göreceğiz,
güneşli günler.
motorları maviliklere süreceğiz,
şampiyonluk şarkıları söyleyeceğiz.

belki sen, süper lig şimdilik bize göre değil takılalım işte burda diyeceksin. canın sağolsun o vakit. sorun değil. kafana göre adana demir.
herşeye rağmen içimizde bir ses, bu sefer olacak diyor.
yine atıldık bir kavgaya, yürüyoruz en önde.
tek dileğimiz cesaret, daha fazla cesaretimage


Mayıs 6

Gitmenin tadını aldıktan sonra , kalmak, kalabilmek yoruyor bazen insanı. Uzak hayallerini sevmişim bir şeylerde. Kendimi sıfırlama şansı sanki gitmek.Tüm iyiyi,kötüyü,çirkini,güzeli bir yerde bırakıp gitmek. Durulaşması insanın,saflaşması insansız bir şekilde. O,bu,şu kendim bile olmadan.Başkalaşmak.
Belki giderdim bir gün.Belki işte bir yerlere gider, saçımı keserdim,sakalımı uzatırdım.Belki sevdiğim şarkıları,filmleri terkeder,kimsenin beğenmediklerini severdim.Belki ismimi bile değiştiridim.Başkalaşırdım belki.Belki aynı kalırdım.
İnsanlaşmanın kötü yanları da var işte.Bak tam karşında.Senin dışındakiler ama senin insanların.Ve sana sahip olanlar.İnsanlaşmanın yükü var.Senin kaldırabildiğin ama onların kaldıramadığı.Senin kaldırmanı istedikleri ama senin başaramadığın.İnsanlar var işte.
Gitmek isteseydim gerçekten şu an.Şu an tek istediğim bu olsaydı, yapar mıydım? Korkak mıyız yoksa çok mu başkalarına düşünceli?
Hayatlarında söz söyleme hakkını mı buluyorum? Yoksa onlar beni yanlış mı anlıyorlar? Çok insan düşüncesizi olabilirim.Veya onlar bunu böyle algılarlar.Ben insansızlaşmak istememiştim sadece.
Yaptığım her haraket ve davranış salt beni tatmin amaçlı mı? Bu böyle mi olmalı? Sizin başka bir insanı düşündüğünüz hiç olmadı mı? İki kişilik düşünceler.Çok zor olmamalı.Tıpkı iki kişilik yemek gibi.


Ni 25

Gece bilmem kaç ben hala dilekçe yazıyorum. Gör ey ahali çalışkan adamım. Canavarca hisle adam öldürme diye suç var. Canavarca his cool bir isim bence


Ni 24

Çok şey istememekle birlikte, bu istediğimiz çok olmayan şeyin,olmayışı beni çok üzüyor.


Ni 13

Doğruları olanlar vardı.Doğrularını kural yaptılar.Doğrularına uyalım diye yaptılar bunu.Sonra biz doğrularına uymayınca,doğru olmadığımızı söyleyip,bizleri doğradılar.Evet evet bu doğruydu.

Yaklaşık on dakika önceydi.Uykudan uyanmıştım.Kolumun üstüne yatmışım.Karınca istilası eşliğinde tutmama durumu.Sigaraya uzandım.Çakmak çakmadı.Kibriti aldım.Önceden yakılmışlar kutudaydı.Bir iki öksürdüm sonra.Sonrasında geçti kolum.Biraz ekmek köşesi,kurumaya yüz tutmuş beyaz peynir,tıntırık bir sallama çay kahvaltıyı yaptım.Çıktım sokağa.Sokağın uzağına baktım.Kırmızı bir kadın.Saf kırmızı .Aynı yolun ayrı uçları.Karşılıklı yürüdük birbirimize.Yanından geçerken göz ucuyla süzdüm ve kokladım.Yağmurlar vardı gökyüzünde.Benim üstüm başım çıplak.Kadının kokusu vardı.Kadının kokusu güzeldi.Kaldırmları saydım.Bilmem kaç sayıydı.Deniz kıyısı kenarlarında ellerim üşüdü.Bir abla vardı çoluklu.Bir amca başında fötr şapka.Hal hatırlaştılar.Bana kimse hal sormadı.

Gece karanlık olur.Karanlıktan korkan insanlar.Bir de mezarlık yolundaysa eğer.Hele kuş köpek varsa.İşte o insanlar çok korkarlar.Ölüden zarar işte.


Ni 11
HAYİM DÜŞTÜ

HAYİM DÜŞTÜ


Ni 2

Sevgilimle aynı evde yaşamaya başlamamızın dördüncü ayıydı. Bunu eski buzdolabının kapağındaki pideci mıknatıslarına sıkıştırdığımız dört elektrik faturasından hatırlıyorum. O mıknatısların arasında bir sabah şu notu buldum:

“Onunla gidiyorum. Sana hayatta başarılar dilerim.”

Hiç abartmıyorum, hemen orada, fayansların üzerine uzanıverdim. Birkaç saniye “o” dediğinin kim olduğunu anlayamadım. Sonra hayatta başarıyı çok önemseyen, kestirme yolları gözleyip arkadan dolaşan ve sevdiği arkadaşlarına mobilya kataloğu getirecek kadar düşünceli insanların neslinin hızla tükendiğini fark ettim.

Başarılar diliyordu kaçan sevgilim bana. Mutluluklar yerine başarılar diliyordu. Başarıyla mutluluğun bir arada bulunmasının imkânsız olduğunu bilecek kadar bilge kişininkine benzer bir tercih değildi, benim mutlu olmamı istemediği için de değil; sevgilimin çapsız kalbi aldatıp kaçarken mutluluklar dilemenin abesle iştigal olduğunu hissedebilmişti. Allah razı olsun dedim içimden.


“Ben artık onlar gibi değilim. Ben; son kullanma tarihi geçmiş yoğurt, dünden kalmış ekmek, soğumuş çay, çapraz bağları kopmuş bi futbolcu gibiyim.” Erdal Bakkal

” Koşullar ağırdı ve ben seni o zamanlarda da seviyordum..”



56 sayfadan 1. sayfa